27 Kasım 2011 Pazar

ÇİKOLATA DOLGULU FINDIKLI KURABİYE ve 'Şu İçimdeki CENK Meselesi'

ÇİKOLATA DOLGULU FINDIKLI KURABİYE ve 'Şu İçimdeki CENK Meselesi'


çikolata dolgulu fındıklı kurabiye

O zamanlar ben çılgın bir blog takipçisi . Önüme gelen her yemek bloğunu izliyor , inceliyor , ilk yazısına kadar araştırıyor ,  denemek istediğim , çok beğendiğim tarifleri not ediyor ve yapmıyorum. Yayınlanan fotoğraflara hayranlıkla bakıyor , uzunca yazılmış tarif hikayelerine imreniyorum. Benimse bloğumda yalnızca "fındıklı cevizli kurabiye" tarifi var , onun da karanlık bir fotoğrafta nerdeyse kendisi bile seçilmiyor...

O blogları hayranlıkla izlemeye devam etseydim , muhtemelen şuan hâlâ izliyor olacaktım ; yalnızca "izliyor". Çünkü o dönemlerde takip ettiğim hiçbir blog bende izlemekten öte bir duygu yaratmadı. Ta ki O'nu bulana dek , Cenk'i , blog adıyla Cafe Fernando'yu ...

Bulmak diyorum çünkü başarılı bir blog yazarı olabilmek için birilerinin beni harekete geçirmesi gerektiğini biliyordum ve o birileri beni değil ben onu bulmalıydım. Harekete geçirmek dediysem "hadi sen bunu yaparsın" değil , "bunu benden daha iyi yapamazsın" demekten söz ediyorum. Evet, Cenk'i ilk okuduğumda tam da bunları geçirdim aklımdan "bunu O'ndan iyi yapamam!" ...

Tabiki o günden bugüne çok şey değişti. İlk dönemlere ait neredeyse hiçbir tarif bırakmadım bloğumda. O kötü fotoğrafları , her cümlenin sonuna gülücük eklenmiş yazıları saklayacağımı düşünmemiştiniz herhalde ! Cenk'ten not edip denediğim ilk tarifle yalnızca mutfak hayatım değil fotoğraf çekimlerim , yazı stilim , kurduğum cümleler hatta mutfak aletlerim bile değişti. Plastik olan hiçbir şeyi özellikle kek-pasta-kurabiye yapımında kullanmamayı öğrendim. Plastik yumurta fırçasını , çay süzgecini atıp kendime onlardan çelik saplı birer tane aldım . Çikolata ve tereyağı benmari eritmek için büyük çelik bir kase , fotoğraflarda kullanmak için ahşap bir doğrama tahtası (nerdeyse tüm fotoğraflarımda var) ve küçük bir sos kabı temin ettim.  18cmden 26cme kadar her boy kelepçeli kalıp , tart kalıpları , muffın kalıbı ve kağıtları , en kaliteli yağlı kağıtlarla doldurdum rafları. En önemlisi ise çikolatanın en az %70 kakaolu olanını kullanmayı öğrendim , hatta ilk zamanlar o çikolataları bulabilmek için 80km yok gitmem gerekti. Kısacası Cenk'te ne gördüysem en azından ona en yakın seçeneği aradım. Çünkü o tarifleri denemeliydim...

çikolata dolgulu fındıklı kurabiye

O'nu tanımamı sağlayan tarif  bu FINDIKLI KURABİYE tarifi oldu ama sanmayın ki Cenk'le olan ilk yolculuğum bu kurabiyelerle başladı ! O'ndan imrenerek denediğim ilk tarif Domates Çorbası'ydı (Orjinali burada ) . Şimdi düşünüyorum da Şeytan Çikolata Giyer veya Browni Dantel Giyer'i deneseydim muhtemelen o gün Cenk'i hayatımdan çıkarmış olacaktım. Çünkü domates çorbası tarifi biraz zahmetli olmasına rağmen kaliteli malzemelerle %100 başarı sağlayan bir tarif olmuştu. O , domatesleri fırında zeytinyağı-kekik-sarımsakla pişen ve  lezzetine doyum olmaz çorbadan sonra Cenk'te gördüğüm ve yapabileceğime inandığım her tarifi ısrarla deneme kararı aldım : domates çorbasından sonra kremalı mantar çorbası , kremalı brüksel lahanası , kimseyle paylaşmaya kıyamadığım gerçek bir browni , iki denememden sonra başarıyı yakaladığım ve pişer pişmez hepsini bitirdiğimiz financier , şekerini az koyup üzerini pudra şekeri kaplamak zorunda kaldığım ve 'asla O'nunkiler gibi olmadı' diye sızlandığım vişne ve limonlu muffın  (O frambuaz kullanmıştı) bunlardan yalnızca adını hatırlayabildiklerim.


Bu kadar denenmiş tariften sonra birşeyler beni içimdeki Cenk meselesini anlatmaya yöneltti. Benim keşfedip dur durak bilmeden yazılarının peşinden koştuğum , başarılarına alkış tuttuğum , zümrüt yeşili gözlerine hayran kaldığım , "bir erkek hem bu kadar başarılı-yetenekli , hem de bu kadar yakışıklı nasıl olur?" diye hayıflandığım  Cenk'i hala tanımayanlarınız varsa bu cehaletten sıyrılsınlar istedim.

çikolata dolgulu fındıklı kurabiye

Benim Cafe Fernando'nun içinde kayboluşumun üzerinden tam olarak 32 ay geçti. Bu 32 ayın üzerine henüz ilk gördüğüm tarifi denememiş olmak beni biraz üzdü. Ben O'nun tarifindeki gibi frambuaz ve kayısı marmelatı değil erimiş bitter çikolata kullanmayı seçtim. Denemek isterseniz siz de tarifin orjinalinde olduğu gibi marmelat kullanabilirsiniz. Hatta karamel sos bile denenebilir.

Cenk , 20 ay önce Sonuç Reklam'daki işinden ayrılıp reklamcılıktan blog yazarlığına terfi etti (Bence "fotoğrafçı" da demeliyiz). Şu sıralar vaktinin bir kısmını bloğuna bir kısmını da üzerinde çalışmakta olduğu yeni kitabına ayırıyor. O yazıyı yazıp bize güzel haberi verdiğinde Cafe Fernando 4 yaşındaydı ve yazıyı nasıl heyecanla , içim titreyerek okuduğumu çok iyi hatırlıyorum , adeta kelimeleri yutmuştum. İşte o günden beri ben Cenk'ten bu işin fedakarlık , çaba ve sonsuz bir azimle olabileceğini öğrendim.

Birgün O'nun gibi vaktinin çoğunu bloğuna ayıran bir yazar olmak ümidiyle ...

Keyifle okuyunuz.

Not : Cenk'in hakkında daha fazla ayrıntı ve birkaç fotoğraf eklemek isterdim fakat izni olmadan bunu yapamazdım. O'nunla ilgili daha fazlasını öğrenmek için buraya bir uğrayın.

çikolata dolgulu fındıklı kurabiye

Malzemeler (25 adet ) :
(Facebook sayfamızı takip edip, tariflerden anında haberdar olabilirsiniz , TIKLAYIN )
Kaynak : Cafe Fernando

1 su bardağı (140 gram) un
140 gram kavrulmuş fındık
125 gr. tereyağı, oda sıcaklığında
1/4 su bardağı şeker
80gr bitter çikolata (%70 kakaolu)

Yapılışı :

-Fırınınızı  180 C’de ısıtın.
-Kavrulmuş fındıkları bir yemek kaşığı şekerle birlikte  mutfak robotunda  un haline gelene kadar çekin. Bir kaba aktarıp unla birlikte karıştırın.
-Oda sıcaklığınadaki tereyağı ve şekerin  kalan kısmını 5 dakika çırpın. Bu karışıma azar azar un ve fındıklı karışımdan ilave edip homojen bir kıvam alana dek yoğurun. Oluşan hamuru streç filme sarıp 30 dakika buzdolabında dinlendirin. Yuvarlaması da kolaylaşacaktır.
-Bir kesme tahtasına yağlı kağıt serin. Hamurdan çay kaşığı büyüklüğünde parçalar koparıp avucunuzda  top haline getirin, kesme tahtasına koyun ve parmağınızla ortasına iyice bastırarak bir boşluk açın.
-Kalan tüm hamura bu şekli verin. Kurabiyeleri kesme tahtasıyla birlikte buzluğa yerleştirin ve parmağınızla bastırdığınızda göçmeyecek kadar sertleşene dek (yaklaşık 10 dakika) bekletin. Ben sabırsız davrandım yalnızca 7dk tuttum ve bunun sonucunda benim daha az çukurlu kurabiyelerim oldu.
-Çikolatayı benmari usulü eritip oda sıcaklığına getirin.
-Buzluktan çıkardığınız kurabiyeleri yağlı kağıt serili fırın tepsisine geniş aralıklarla dizin ve15 dakika pişirin. -Kurabiyeler oda sıcaklığına geldikten sonra ortalarındaki boşluklara erimiş çikolata koyun.

Cenk'ten alıp denediğim tariflerin karışımından oluşan bir fotoğrafı da bu yazıyla görücüye çıkarıyorum. Dükkan'la kalın...


LeylaK

17 Kasım 2011 Perşembe

HAVUÇLU KAKAOLU FINDIK PARÇALI KEK ve Pamuk Eller  'Mektup'lara

HAVUÇLU KAKAOLU FINDIK PARÇALI KEK ve Pamuk Eller 'Mektup'lara

havuçlu kek , kakaolu kek fındık parçalı kek

Geçmişe ait 1 değil  tahminen 14-15 kare anımsıyorum hayatımla ilgili , hepsi birbirinin aynısı :

Ailem , birkaç yakın akraba ve eşim (o dönemlerde arkadaşım) Akçaabat sahilinde , beni Ankara'ya götürmek için gelecek olan otobüsü bekliyoruz. Otobüs geliyor, onlar valizimi bagaja verirken ben herkesle tek tek vedalaşıyorum. Sonra rutin el sallamalar, otobüs uzaklaşırken kalkıp ardında bıraktıklarına son kez bakmalar vs...

10 yıl geçmesine rağmen pazar günü Akçaabat'tan dönerken aynı şeyleri bir kez daha yaşadım. Dejavu olmasını ümit ettim ama değildi. Yine ailemle , yakın birkaç akraba ve eşimle (bu kez hayat arkadaşım) beni Bursa'ya götürecek olan otobüsü bekledik (Bursa'ya uçak seferleri nadiren yapılıyor, birileri bu yazıyı okusa da bir el atsa şu işe). Farklı olarak gittiğin yer 6 kişinin aynı odada kaldığı ve aynı banyoda binlerce kişinin temizlendiği bir yurt değil , 110 metrekarelik orman manzaralı sessiz bir apartman dairesiydi. Yani ; vedalaşma dışında herşey değişti :)

Eşim, 1 Kasım itibariyle tayininin çıktığı memleketimiz Trabzon'a yerleşti.

Hatta O gidince evdeki yalnızlığı "İzmir Köfte ve Sessizlik" yazımda yarım yamalak anlatmış , bir çok blog yazarı arkadaşımın yanlış anlamasına sebep olmuştum :)

Onun gidişiyle 2 veya 7 ay sürecek, belki ayda bir görüşerek hasreti dindirecek bir ayrılık sürecine girdik. Tahmin edeceğiniz üzere ilk günler biraz zor geçti. 3 yıl 3 aydır aynı evi paylaştığınız insanın bir anda ortadan kaybolması, aniden koridorda karşınıza çıkmaması, yüksek seste müzik dinlenmemesi, ara ara burnunuza duman kokusu getirtmemesi farkedilmeyecek şeyler değil !

Birileri hayatımdan uzaklaştığında hep aklıma ilkokul yıllarımda sınıf arkadaşlarıma , kuzenlerime yazdığım mektuplar gelir. Çünkü biz küçükken "uzaklık" demek "mektup" demekti. Hayatımdan uzaklaşan hayat arkadaşımsa eğer mektubu en çok O hakeder diye düşündüm (Anlamaya başladınız mı bu cümlelerin ardından ne geleceğini ?). O askerdeyken hasretten sebep başlattığımız mektup sürecini bu kez nostalji olsun diye sürdürmeyi planlıyorum. Fotoğraflardaki mektup pulları işte bu yüzden oradalar.

havuçlu kakaolu fındık parçalı kek

Bu yıl mektup konusunda yalnızca eşime değil birçok arkadaşıma sürpriz yapmayı istiyorum. Gönderilen mesajların , e-postaların hiçbir kıymeti yok.  Onları yoketmek  kolaydır ama bir mektubu yakmak zordur. Heleki yazarken kağıda kokunuz sinmişse... Bu yüzden mektupları özellikle mesaj ve e-posta yoluyla haberleştiğim insanlara göndermeyi düşünüyorum. Bakalım o kağıt parçalarını da acımadan yokedebilecekler mi :)

Geçici ve sevgi dolu tüm ayrıklıklar en azından bir mektubu hakeder. Hadi  bir mektup da siz gönderip bana katılın. "yok ben onunla uğraşamam" derseniz eğer kartpostal da kâfi. Üstelik PTT şubelerinde harika kartpostallar var, bayram, yılbaşı gibi özel günlerde PTT kartpostalları ücretsiz verip sizden yalnızca gönderim(pul) ücretini alıyor. Nasıl ? İyi yapmış değil mi :)

Buyrun , havuç ve pul dolu bir kek hikayesi :

Pullar eşimin 5 bin adetlik pul koleksiyonundan alıntu. Sevgilim , eğer bu yazıyı okursan endişelenme , pullarına hiç zarar vermedim, kullandıktan sonra düzeltip eski yerlerine yerleştirdim.

havuçlu kakaolu fındık parçalı kek

Malzemeler (22x28 cmlik dikdörtgen kalıp -12 dilim için ) :

3 adet oda sıcaklığında yumurta
1,5 su bardağı şeker
1/2 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı süt
2 su bardağı rendelenmiş havuç (4 orta boy havuca denk geliyor)
1 su bardağı kavrulmuş , iri kıyılmış fındık
1 tatlı kaşığı tarçın
3 yemek kaşığı kakao
1 tatlı kaşığı kabartmatozu
1 çay kaşığı karbonat
1,5 su bardağı un

havuçlu kakaolu fındık parçalı kek

Yapılışı :

-Havuçları soyup rendenin kalın kısmıyla rendeleyin. İnce kısmını kullanırsanız havuç parçaları kekin içinde hiç farkedilmeyecek bir hale geliyor. Fotoğraflarda da gördüğünüz gibi kekin içinde havuç olduğunu anlamak imkansız. Bu yüzden biraz damağa havuç tadı gelsin diye kalın kısmıyla rendelemenizi tavsiye ediyorum.
-Oda sıcaklığındaki yumurtaları azıcık tuzla krema kıvamına gelene dek çırpın (5-6dk).
-Şekeri ilave edip birkaç dakika daha çırpın.
-Sıvıyağ ve sütü ekleyip birkaç kez karıştırın.
-1 su bardağı unu bir kaba eleyin. Üzerine tarçın, kakao, kabartmatozu ve karbonatı ilave edip elinizle harmanlayın.
-Kuru karışımı sıvı karışıma üç ayrı seferde ekleyip mutlaka tahta kaşık kullanarak homojen bir karışım elde edin.
-Son olarak iri çekilmiş fındık ve rendelenmiş havucu elinizle sıkıp suyunu çıkararak kek hamuruna ekleyin.
-Bu aşamada yetersiz gelirse 2-3 yemek kaşığı daha un ilave edip son kez karıştırın ve yağlanmış kalıba boşaltın.
-175 derecede ısıtılmış fırında 30 dakika kadar keki pişirin.

havuçlu kakaolu fındık parçalı kek

Benim yaptığım gibi keki pulla renklendirmek yerine  köpük krema veya ev yapımı çikolata sosu kullanarak servis edin. Oldukça dolu bir dokusu olan ve çok besleyici bir kekiniz oldu. Hadi yanına filtre kahve yapıp kimlere mektup göndereceğinizi düşünmeye başlayın. Ben listemi oluşturdum bile :)

havuçlu kakaolu fındık parçalı kek
 
Leylak

2 Kasım 2011 Çarşamba

İZMİR KÖFTE ve Sessizlik

İZMİR KÖFTE ve Sessizlik


Birgün hatırlıyorum ; muhtemelen oldukça sıcak , güneşin yeryüzünü 35 derecelerde ısıttığı , balkona çıktığımda gözü kamaştıracak bir şiddette...

Birgün hatırlıyorum ; evin her köşesinde "limon çiçekleri" veya "seviyorum sevmiyorum " gibi yaz şarkıları çalıyor , mutfakta , salonda , yatak odasında , banyoda müziğin ritmiyle geziniyoruz...

Birgün hatırlıyorum ; akşam olmak bilmiyor , öğleden sonrayı film izleyerek , uyuyarak geçiriyor , saat akşam 6'dan sonrayı iple çekiyoruz...

Birgün hatırlıyorum ; mutfakta iki kişiyiz , "O" salata yapıyor çünkü benim sebzeleri yeterince ince doğramadığımı düşünüyor , pirinç pilavından sebeple duvarlar bile tereyağ kokuyor , çorbanın acısının çok kaçmamış olmasını diliyorum , revani dolapta soğuyor , dondurmayla yenecek ve fırında izmir köfte 'ben de burdayım' diyor...

Birgün hatırlıyorum ; saat 20 : 18 , balkon masasında oturmuş , sağ yanımızdaki ormanın getirdiği kuş seslerini dinleyerek birbirimizi seyrediyoruz. Birkaç dakikanın çok zor geçeceğini biliyoruz...

Birgün hatırlıyorum ; sokakta in cin top oynuyoruz , artık duyulan tek şey kandili yanmış minareden gökyüzüne uzanan ezanın sesi...

Birgün hatırlıyorum ; suyun ilk yudumunu almadan önce dudaklarımızda dua mırıltıları dolaşıyor , birbirimize söylemesek de neyi dilediğimizi iyi biliyoruz "Trabzon'a gitmek istiyoruz" ve duamız üç ay geçmeden kabul oluyor...

Bugün BİZ olmaktan BEN olmaya geçişimin 2. günü. Ne o sıcak yaz gününden , ne duvarlarda yankılanan yaz şarkılarından , ne bitmek bilmeyen günışığından ve kısacık kalan gecelerden , ne kuş seslerinden , ne tereyağ kokulu pirinç pilavından eser yok. Çünkü yemekleri servis ederken iltifatlar ve eleştiriler yağdıracak "O" yok...

Bir BEN varım , bir de iki gündür susmayan Marc ANTHONY. Şimdi HOTEL CALİFORNİA'ı söylüyor. Ama dünkü şarkısı WHEN I DREAM AT NİGHTdı. Yarın belki sıra YOU SANG TO ME'ye gelecek ve  Marc ANTHONY'ye yine yalnızca BEN kulak vereceğim. "O" yok...

Akşam yemeğinde çorba ve kızarmış ekmek tercih ettim. Biraz meyve yiyip C vitamini almak bugünlerde kaçınılmaz. Hasta olmak gibi bir lüksüm yok çünkü "O" yok...



Hala anlamadıysanız açıkça söyleyeyim , artık YALNIZım .

Buyrun , BİZli bir ramazan gününden kalmış BENli bir köfte hikayesi :

Köfte İçin Malzemeler (4 kişilik) :

200gr kıyma
1su bardağı galeta unu
2 yemek kaşığı sıvıyağ (köftenin yumuşak olması için)
1 küçük boy soğan
4 diş sarımsak
1 çay kaşığı karabiber
Tuz

Sebzeler İçin Malzemeler :

3 adet büyük boy patates
4 adet yeşil biber
2 adet domates

Sos İçin Malzemeler :

2 adet domates
1 yemek kaşığı sıvıyağ
2 diş sarımsak
2 tatlı kaşığı salça
2 çay bardağı su

Yapılışı :

-Köfte malzemeleri derin bir kaba alıp yoğurun. Yoğurduğunuz köfteyi streç filme sarıp buzdolabında 30 dakika dinlendirin.
-Patates ve biberleri fotoğraflarda olduğu gibi büyük ve kalın dilimler halinde doğrayın. Sıvıyağda biraz yumuşayana dek kızartın (asla patates kızartması yaptığınız kadar kızartmayın).
-Domatesleri soyup yuvarlak dilimler halinde doğrayın. Sosu hazırlayacağınız tavaya 4 yemek kaşığı sıvıyağ koyup dilimlediğiniz domatesleri bu yağda hafif kızartın.
-Köfte harcından parçalar koparıp parmak şekli verin. Kızgın yağda köfteleri önlü arkalı kızartın.
-Pişireceğiniz tepsiye köfteleri ve patatesleri yanyana dizin, üzarlerinde kızarmış biberleri ve kızarmış domatesleri yerleştirin.


-Sos tenceresinde sıvıyağı koyun. Üzerine 2 adet rendelenmiş domates ve dövülmüş sarımsağı ekleyip 5dakika düşük ateşte kavurun.
-1 çay bardağı suda salçayı açarak sosa ekleyin. Birkaç dakika daha kavurun. Kavrulan sosa 1 çay bardağı daha su ekleyip homojen bir karışım elde edin.Sosu hazırladığınız sebzelerin üzerine 1 er kaşık olacak şekilde gezdirin.



-200derecede ısıtılmış fırında yaklaşık 35-40 dakika kadar köfteleri pişirin.




LeylaK