28 Mayıs 2013 Salı

Muzlu Bonbon ve 'Tatil Sıkıştırması'

Muzlu Bonbon ve 'Tatil Sıkıştırması'


muzlu bonbon

İçimdeki hissiyatı nasıl anlatsam bilemiyorum. 'Tatil özlemi' desem, ayyyy ne kadar zayıf, ne kadar cılız bi anlatım. 'Rehavet' desem, yoo kendimi hiç rehavete kapılmış gibi hissetmiyorum. Bir 3 ay daha aynı gazla çalışabilir, yazı yazabilir, ev işi yapabilir, pazara gidebilir vs. vs. vs.im.

Hani vatanî görevini yapmakta olan askerin, teskeresi yaklaşınca şafak sıkıştırır ya. Hah ! Benimki bildiğim şafak sıkıştırması. Yani, 'tatil sıkıştırması' yahu ... Öyle bir şey yoksa da ben buldum !

muzlu bonbon

Her yıl böyle oluyorum. Hiç tatile çıkmasam, bu hisse kapılacağımı pek sanmıyorum. Zaten gitmiyosun, neyin tatil beklentisi !

Ama gidince öyle olmuyor . Gün sayıyosun, hayal kuruyosun, valize gireceklerin hesabını yapıyosun, bu yıl bir önceki yıldan farklı ne yapsam diye planlar hazırlıyosun hatta benim gibi not defterine bir şeyler yazıyosun ;  'daha çok yüzülecek, Yalıkavak'ta daha çok tahinli çörek yenilip çay içilecek, daha az uyunacak, daha çok dergi karıştırılacak, Leyla ile Mecnun'un tekrar bölümleri izlenecek, çekirdek çitlenmeyecek , Comolocco balık tutarken yanında dikilinmeyecek....'

Üzerimdeki tatil baskısı artarken , benimle özdeşleşmiş, yapıla yene-yapıla yene adı leyla'nın çöreğine çıkmış şu zeytinli ve domatesli çörek tarifimi okurken yine aynı şeylerden dem vurduğumu farkettim. Demek ki bana her yıl tatil öncesi zamanlarda bir şeyler oluyor. Ama bu yıl ki 3 hafta kadar erken başladı ya , bundan sonraki yazılarda tüm derdim tatil olacak ! Allah size kolaylık versin.

Malzemeler (16-18 adet) :
(Kaynak : Cafe Portakal , elimdeki malzemeye göre tarifte ufak değişiklikler yaptım.Orjinal tarifi ve fotoğraflarını görmek için bağlantıyı tıklayınız)

4 adet çokoprens
2 adet büyük muz
2 yemek kaşığı dolusu çikolata kreması(Nutella kullandım)
1 adet portakal kabuğu rendesi
1 çay kaşığı tarçın
1 yemek kaşığı dolusu kakao
3 paket un gibi ufalanmış yulaflı bisküvi

Yapılışı :

-Çokoprensleri robotta çok incelmeyecek şekilde parçalayın.
-Derin bir kasenin içerisine muzları alıp çatalla ezin. Nutella'yı ilave edip birbirine harmanlayın.
-Kaseye tarçın, kakao, çokoprensler ve portakal kabuğu rendesini ilave edip karıştırın.
-Yulaflı bisküvileri robotta un gibi çekip ayrı bir kaba aktarın. Bu bisküvilerden kaşık kaşık alarak muzlu karışıma ilave edip elinizle yoğurun. Kıvamı, parçalar koparıp elinizde yuvarlanabilecek hale gelene dek bisküvi tozundan eklemeye devam edin. Benim karışımım neredeyse 3 paket aldı. Bir kaç kaşık arttı yalnızca.
-Karışımdan iri parçalar koparıp top haline getirin ve hindistancevizine bulayıp truff kağıtlarına yerleştirin. Veya benim yaptığım gibi düz bir tabağa dizin ve buzdolabında 10 dk bekletin.
-Sütlü çikolatayı benmari usulü eritip dolapta soğumuş bobonların üzerine ince bir çizgi halinde dökün.
-Bonbonları servise kadar buzdolabında , derin bir kabın içerisinde, üzeri kapalı şekilde bekletin.

NOT: Ben gibi keyfi keder olduğunuz bir günde hazırlayıp, 1 fincan kahvenin yanında afiyetle yiyiniz. Hele ki hava çok sıcaksa bonbonları servisten 10 dk önce buzluğa koyup, ısırdığınızda dişlerinizde bırakacağı buz gibi tadı yaşarken kulaklarımı çınlatınız !


21 Mayıs 2013 Salı

LEYLA'NIN DOĞUM GÜNÜ PASTASI

LEYLA'NIN DOĞUM GÜNÜ PASTASI

doğumgünü pastası

Kazdıkça büyüyor , çukuru kalbimin !
Yaza yaza delindi , satırı mektubumun...

doğumgünü pastası


ÇİLEKLİ TART'ta olduğu gibi bu pastanın da tarifini vermeye niyetim yoktu. O sebeple bolca fotoğraf çekimi yapmadım, yani fotoğraflarla sizin kafanızı bulandırmayacağım gençler !

Tarif oldukça basit. Öncelikle TİRAMİSU tarifindeki  YUMUŞAK DOKULU PANDİSPANYA'dan hazırlamalıyız.

Arasına krema olarak malzemeler ; 

1,5 su bardağı süt
1 yemek kaşığı un
1 yumurtanın sarısı
1/2 su bardağı toz şeker
1 çay bardağı damla çikolata

Yapılışı : 

-Damla çikolata hariç tüm malzemeleri bir tüm malzemeleri bir tencereye alıp harmanlanana dek çırpın. Orta ateşte sürekli karıştırarak muhallebi kıvamına gelenek dek pişirin. Soğuyunca kremanın içine damla çikolataları ilave edip karıştırın.

Pastayı Oluştururken ;

  • Buzdolabından 1 gece beklettiğiniz pandispanyayı ikiye kesip alt kısmını servis tabağına alın. 
  • Hazırladığınız kremayı ara kata sıvayın ve pandispanyanın ikinci katını kapatın.
  • Pastanın etrafını kaplamak için 1 paket kremaşantiyi tarife göre hazırlayıp buzdolabından 10 dk bekletin. Ardından büyük bir bıçak yardımıyla kremşantiyi pastanın her yerine sıvayın.Pastayı buzdolabına kaldırım 30 dk dinlendirin.
  • Pastanın etrafını kaplamak için Nestle'nin çikolata kaplı bisküvisinden 2 kutu alıp her bir bisküviyi ortadan ikiye kesin. pastayı dolaptan alıp etrafına bisküvileri hafifçe bastırarak yerleştirin.
  • Fotoğraftaki gibi üzerine çikolatadan isim yazmak isterseniz eğer 80 gr çikolatayı benmari eritip 4-5 dk soğutun. Doğrama tahtasının üzerine yağlı kağıt serip uçlardan bantla yapıştırın. Ilınan çikolatayı buzdolabı poşetine döküp poşetin ucunda minik bir kesik oluşturun.Yağlı kağıdın üzerine poşete hafifçe bastırıp çikolatayla harfler yazın. Tahtayı buzdolabına kaldırıp 20 dk bekletin. Tamamen katılaşmış çikolatadan harflerinizi yağlı kağıttan bir bıçağın ucuyla ayırıp pastanızın üzerini süsleyin.

LeylaK

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Trabzonlular Ne Yer 6 - KUYMAK (Mıhlama)

Trabzonlular Ne Yer 6 - KUYMAK (Mıhlama)

kuymak, guymak, mıhlama

Kuymak - Guymak - Mıhlama. Nasıl telaffuz ettiğinizin, ne dediğinizin önemi yok. Siz dilerseniz 'peynirli un kavurması' veya 'şekersiz peynir helvası' deyin . Hatta 'uyduruktan teyyare' de deseniz (bak bu da iyi fikir), onun lezzetine ufacık bir zararınız dokunmaz !

Ankara'da yaşadığımız yıllarda annemin kuymak yaptığını hatırlamıyorum. Trabzon'a taşınınca (Burada çok sık pişiyor evlerde, cafelerde vs.) o kadar çok gördüm ki kuymağı, asla ağzıma sokmadım, yemedim, o vıcık vıcık halinden tiksindim yahu !

Sonra, hatta çok çok sonra (bu ağzıma sokmadığım zamanların başlangıcından yaklaşık 10 yıl sonra) üniversitedeyken tepe taklak oldu bu fikrim.  Of'lu bir arkadaşımın (ki kuymak konusunda ellerine su dökülemez) tereyağ yerine halis süt kaymağından pişirdiği kuymak benim dille başlayan sindirim sistemimin milâdı oldu. Hayatımın kuymaktan öncesi - kuymaktan sonrası ...

kuymak, guymak, mıhlama

Ben bu blogda şimdiye dek çok az tarifi övdüm ;
Bugüne dek bir kuymak deneyiminiz olmadıysa eğer yarın evvela telli peynir ve mısır unu alın. En geç çarşamba sabahına adım adım anlattığım ve dikkatle uyguladığınızda %100 başarıyla mutlu sona ulaşabileceğiniz bu tarifi deneyin. Yerken beni anacak, bolca dua edeceksiniz biliyorum.

Tadını bilen ve hatta aşina olanlara gelince. Nasıl , benim ölçülerle sizinkiler bir mi damakdaşlar  ? 

Malzemeler ( 4 kişilik) :

4 yemek kaşığı mısır unu
4 yemek kaşığı  tereyağ (3 yemek kaşığı içine, 1 yemek kaşığı üzerine)
4 çay bardağı su (400 ml-musluk suyu sıcaklığında)
250 gr telli peynir (veya Örgü peynir - İmansız peynir - hiç birini bulamazsanız kaşar peyniri), kaşar peynir kullanacaksanız 300 gr kullanmanızı öneririm.

Yapılışı : 

-Tereyağı tavada eritin (Orjinalinde süt kaymağı kullanılıyor. Bu sebeple adının 'kaymak'tan kuymağa dönüştüğünü düşünüyoruz :) Bulabilirseniz aynı ölçüde süt kaymağı kullanın). Mümkünse bakır sahanda yapın kuymağı. Eğer bakır sahanınız yoksa çelik tava kullanın. Çünkü kuymağın dibine tutmuşu makbuldür. Biraz dibine tutturacağız ve malumunuz teflon tavada pek iyi olmuyor.
-Eriyen yağın üzerine mısır ununu ekleyip sürekli karıştırarak orta ateşte 5 dk kavurun. Kavurmayı bırakmayın çünkü tereyağ çok çabuk yanıyor. Süreyi daha kısa tutmayın, bu kez de çiğ un kokusu kalıyor.

kuymak, guymak, mıhlama


-Kavrulan unun rengi hafif koyulaşmış olacak. Un kavurur gibi kararmayacak, sadece rengi biraz koyulaşacak. Kavrulan unun üzerine suyu tamamını yavaş bir döküşle ekleyip kaşıkla çok hızlı karıştırın. 30 saniye kadar hızlı şekilde karıştırdığınızda unun su ile tamamen karıştığını göreceksiniz.
-Un ve su birbirine karıştıktan sonra liğme liğme edilmiş telli peynir (küçük parçalar halinde kesilmiş örgü peynir, iri iri dilimlenmiş kaşar peyniri) ilave edip peynir eriyip tellenene dek tahta kaşıkla karıştırın. Bu aşamada işin püf noktası kuymağı alttan yukarıya doğru çekip sertçe tavaya yapıştırmak. Yani sert hareketlerle peynirin yumuşamasını ve daha çabuk erimesini sağlıyoruz. Siz bunu yapmadan da eritebilirsiniz. Yalnızca bir kaç dakika daha uzun sürecektir. Bu aşamada sakın kuymağı bırakıp başka bir işe dalmayın. Peynir eriyene dek (yaklaşık 4 dk) sürekli karıştırın.

ÖNEMLİ : Eğer peyniri ilave ettikte sonra karıştırmakta zorlanacak kadar katılaştıysa kuymak, 1 çay bardağı daha su ilave edip 5-10 saniye karıştırın.

-Artık peynirin tamamen erimiş olması gerek. Son olarak kuymağın tuzuna bakıp damak tadınıza göre tuz ilave edin.
-Kuymağı, ocağın en küçük yerine alıp en kısık ayara getirin. Üzerine, küçük parçalar halinde böldüğünüz 1 yemek kaşığı tereyağı serpiştirip sahanın kapağını kapatın. 3-4 dakika sonra kuymağınız servise hazır. Dilerseniz süreyi 5 dk tutup kuymağın biraz sahanın dibine yapışmasını sağlayın.
-Kuymağı mutlaka pişer pişmez , başka bir tabağa servis etmeden , mümkünse ekmek bandırarak yiyin. İlk dakikalarda iç ısısı çok yüksek olduğu için ağzınıza götürmeden önce üflemeyi unutmayın !

LeylaK

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Bol Portakallı Çikolatalı Kek ve ÜSKÜDAR

Bol Portakallı Çikolatalı Kek ve ÜSKÜDAR



(İçinde, kıyısından köşesinden de olsa Üsküdar barındıran anılarınız varsa bu yazıyı şu şarkıyı dinleyerek okumanız, Leyla'nızın size ufak bir ricasıdır.Umulur ki benim hissettiklerimi hissedersiniz.)

Tam da elimdeki bir fincan taze demlenmiş ıhlamur çayının kokusunu ciğerlerime çekerken, burnumun ucunu sızım sızım sızlatan kelime, Üsküdar...



"Üsküdar,  beni   akla   gelmez    manzara   değişiklikleriyle   cezbediyor.   Marmara   denizinden   bakınca,   bir  tepenin  üstünde  yayılmış    büyük    bir   köyden    başka   bir   şey   değil de Haliç'ten    bakınca    şehir    gibi   görünüyor.

Lâkin   vapur   Anadolu  Yakası'nın    en     ileriye    uzanmış    burnuna    dolaşarak     iskeleye    doğru    dümdüz    gidince , şehir  genişleyip    yükseliyor,   binalarla    örtülmüş     tepeler    birbiri     arkasına     gözüküyor,   vadilerden    mahalleler    çıkıyor,   köşkler   yüksek    yerlerde    dağılıyor,     küçük   evlerle    baştan     sona    rengarenk    boyanmış   sahil   göz   alabildiğine    uzanıyor.

Nereye    gizlenebileceği  anlaşılmayan  büyük,  tantanalı    tiyatroya  benzeyen  bir şehir , bir  tiyatro perdesinin  açılışında  olduğu   gibi    hemen   gözler   önüne   seriliyor. Neredeyse    kaybolduğumuzu    göreceğinizi    düşünürken    hayrete   düşüp  kalıyorsunuz...


...Sarmaşık    ve  asma  dallarıyla  örtülmüş  sarı  boyalı   küçük  evlerin içerlerinden , yeşillik fışkıran  bahçe  duvarlarının   arasında  yüksek  çardakların   altından , hemen    hemen geçmeye  mâni    olan  büyük çınarların   gölgesinden  yılankavi   bir   şekilde    tatlı bir   meyille   yükselen  anayoldan  yürünüyor.Daha    az    ihtişamlı  , fakat  yedi   tepe   İstanbulundan  daha    neşeli , daha  taze  başka bir İstanbul   gördüğümü  sanıyorum...
  ...Şehrin    yüksek     kısmında  derin   bir  köy sessizliği   hüküm   sürüyor.    Aşağı    taraflarda  deniz  şehirlilerin  telaşlı    hayatıyla   kaynaşıyor.  Haliç'e  doğru   uzanan   uzun   uzun  selvilerden   meydana  gelmiş   büyük   bir ormanın   içinde  kayboluyoruz..."

Böyle anlatıyor seyyahların seyyahı Evliya Çelebi Üsküdar'ı. Şimdi olsa nasıl anlatırdı diye düşündüm, bir düzine cümle sıraladım art arda. Sonra döndüm, Evliya Çelebi'nin yazdığı satırları tekrar okudum ve benim satırlarımın ne denli aciz kaldığını gördüm. Bu azciyetimin sebebi, o dönem ki Üsküdarla bizim Üsküdarımızın pek bir benzer yanı olmayışı mıdır , yoksa benim Üsküdar tahlilimin anılara hapsolması mıdır bilemedim !

Üsküdar  en zifiri, en kuytu karanlıklara dahi gömülse, benim yüreğimdeki yeri görkemli bir köşk gibidir. Hani şu Boğaz boyunca sıra sıra dizilmiş yalıların


ya da Çamlıca'nın yemyeşil bahçeleri içinde ihtişamla yükselen köşklerin insana hissettirdikleri kadar yüce...


Hayatımın 2 yılcık kadar bir dönemini geçirdiğim , benim için el değmemiş anılar barındıran ve hala taptaze bir çiçek gibi sakladığım yerdir Üsküdar.  Ama bununla kalmadı, evvel zaman içinde Üsküdar'ı bana öncesinden daha çok sevdirmeye sebep güzel dostlarım oldu. Hani bir CEVİZLİ-DUBLE ÇİKOLATALI PASTA hikayesi anlatmış ve YİNE DE SEV adından çok naif bir şarkı paylaşmıştım 1,5 yıl kadar önce. Dönüp de o yazıya bir göz attığınızda sözünü ettiğim şeyin ne olduğunu anlayacaksınız (Yoksa henüz okumadınız mı ?). 

Benim o yüreği güzel dostlarım sonrasında ÜSKÜDAR isminde bir şarkıya hayat verdiler. Ben o şarkı dinledikçe dinledim. Ve dinledikçe Üsküdar'ı daha bir içime çektim. O sebepledir ki sizin, bu satırları o şarkıyı dinleyerek okumanızı istedim. Sonuç ;
"Aşklarınız İstanbul kadar güzel, Üsküdar kadar büyülü olsun."

(Youtube şuan videoyu burada paylaşmama izin vermediği için kendisine çok kızgınım. Ama siz her bir Üsküdar kelimesinin üzerine tıklayarak o şarkıya rahatça ulaşabilirsiniz)


Malzemeler :
(Kaynak : Dokuzuncubulut)

1 adet iri ya da 2 adet orta boy portakal
3 adet oda ısısında yumurta
250 gr şeker
1 su bardağı sıvıyağ
80 gr bitter çikolata
250 gr un, azıcık tuz
3 yemek kaşığı kakao
1 paket kabartma tozu
3/4 su bardağı damla çikolata


Yapılışı :

-Portakalı 4-5 yerinden bıçakla delin. Bir tencereye alıp üzerini geçecek kadar su doldurun ve harlı ateşte 25 dk pişirin.


-Pişen portakalı soğuk suya tuttuktan sonra 4 parçaya ayırıp kabuklarıyla beraber mutfak robotunun içine koyun ve püre haline getirin.


-Un, kakao, tuz ve kabartmatozunu bir kaba eleyin.
-80 gr çikolatayı benmari usulü eritin.
-Yumurtaları şekerle beraber krema kıvamına gelene kadar çırpın (5-6 dk).
-Karışıma sıvıyağ, eritilmiş çikolata ve portakal püresini ilave edip tahta kaşıkla karıştırın.
-Ayrı bir kaba elediğiniz kuru karışımı üç ayrı seferde kek hamuruna ekleyip tahta kaşıkla karıştırmaya devam edin. Hamuru , tabanını yağladığınız küçük boy dikdörtgen borcama yayın.
-Son olarak damla çikolataları kek hamurunun üzerine serpip 170 derecede ısınmış fırında 35 dk pişirin.
-Tercihen kek soğuduktan sonra üzerini streç filmle kaplayıp buzdolabında 1 gece bekletin. Hem kesimi daha kusursuz olacaktır hem de içindeki çikolatalar sertleşeceği için yerken damağınızda kıtır kıtır bir tat bırakacaktır. Ha biz pişer pişmez keser yer, o kadar sabredemeyiz o ayrı !

üsküdar

-Keki dilimledikten sonra dilerseniz biraz bitter çikolata eritip kekin üzerine dökebilir veya kekin bir kısmını erimiş çikolataya batırıp soğuttuktan sonra servis edebilirsiniz.

LeylaK