Geçmişe ait 1 değil tahminen 14-15 kare anımsıyorum hayatımla ilgili , hepsi birbirinin aynısı :
Ailem , birkaç yakın akraba ve eşim (o dönemlerde arkadaşım)
Akçaabat sahilinde , beni
Ankara'ya götürmek için gelecek olan otobüsü bekliyoruz. Otobüs geliyor, onlar valizimi bagaja verirken ben herkesle tek tek vedalaşıyorum. Sonra rutin el sallamalar, otobüs uzaklaşırken kalkıp ardında bıraktıklarına son kez bakmalar vs...
10 yıl geçmesine rağmen pazar günü
Akçaabat'tan dönerken aynı şeyleri bir kez daha yaşadım. Dejavu olmasını ümit ettim ama değildi. Yine ailemle , yakın birkaç akraba ve eşimle (bu kez hayat arkadaşım) beni Bursa'ya götürecek olan otobüsü bekledik (Bursa'ya uçak seferleri nadiren yapılıyor, birileri bu yazıyı okusa da bir el atsa şu işe). Farklı olarak gittiğin yer 6 kişinin aynı odada kaldığı ve aynı banyoda binlerce kişinin temizlendiği bir yurt değil , 110 metrekarelik orman manzaralı sessiz bir apartman dairesiydi. Yani ; vedalaşma dışında herşey değişti :)
Eşim, 1 Kasım itibariyle tayininin çıktığı memleketimiz
Trabzon'a yerleşti.
Hatta O gidince evdeki yalnızlığı "
İzmir Köfte ve Sessizlik" yazımda yarım yamalak anlatmış , bir çok blog yazarı arkadaşımın yanlış anlamasına sebep olmuştum :)
Onun gidişiyle 2 veya 7 ay sürecek, belki ayda bir görüşerek hasreti dindirecek bir ayrılık sürecine girdik. Tahmin edeceğiniz üzere ilk günler biraz zor geçti. 3 yıl 3 aydır aynı evi paylaştığınız insanın bir anda ortadan kaybolması, aniden koridorda karşınıza çıkmaması, yüksek seste müzik dinlenmemesi, ara ara burnunuza duman kokusu getirtmemesi farkedilmeyecek şeyler değil !
Birileri hayatımdan uzaklaştığında hep aklıma ilkokul yıllarımda sınıf arkadaşlarıma , kuzenlerime yazdığım
mektuplar gelir. Çünkü biz küçükken "uzaklık" demek "
mektup" demekti. Hayatımdan uzaklaşan hayat arkadaşımsa eğer
mektubu en çok O hakeder diye düşündüm (Anlamaya başladınız mı bu cümlelerin ardından ne geleceğini ?). O askerdeyken hasretten sebep başlattığımız
mektup sürecini bu kez nostalji olsun diye sürdürmeyi planlıyorum. Fotoğraflardaki
mektup pulları işte bu yüzden oradalar.
Bu yıl
mektup konusunda yalnızca eşime değil birçok arkadaşıma sürpriz yapmayı istiyorum. Gönderilen mesajların , e-postaların hiçbir kıymeti yok. Onları yoketmek kolaydır ama bir
mektubu yakmak zordur. Heleki yazarken kağıda kokunuz sinmişse... Bu yüzden
mektupları özellikle mesaj ve e-posta yoluyla haberleştiğim insanlara göndermeyi düşünüyorum. Bakalım o kağıt parçalarını da acımadan yokedebilecekler mi :)
Geçici ve sevgi dolu tüm ayrıklıklar en azından
bir mektubu hakeder. Hadi
bir mektup da siz gönderip bana katılın. "yok ben onunla uğraşamam" derseniz eğer
kartpostal da kâfi. Üstelik PTT şubelerinde harika kartpostallar var, bayram, yılbaşı gibi özel günlerde PTT kartpostalları ücretsiz verip sizden yalnızca gönderim(pul) ücretini alıyor. Nasıl ? İyi yapmış değil mi :)
Buyrun , havuç ve pul dolu bir kek hikayesi :
Pullar eşimin 5 bin adetlik pul koleksiyonundan alıntu. Sevgilim ,
eğer bu yazıyı okursan endişelenme , pullarına hiç zarar vermedim, kullandıktan sonra düzeltip eski yerlerine yerleştirdim.
Malzemeler (22x28 cmlik dikdörtgen kalıp -12 dilim için ) :
3 adet oda sıcaklığında yumurta
1,5 su bardağı şeker
1/2 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı süt
2 su bardağı rendelenmiş havuç (4 orta boy havuca denk geliyor)
1 su bardağı kavrulmuş , iri kıyılmış fındık
1 tatlı kaşığı tarçın
3 yemek kaşığı kakao
1 tatlı kaşığı kabartmatozu
1 çay kaşığı karbonat
1,5 su bardağı un
Yapılışı :
-Havuçları soyup rendenin kalın kısmıyla rendeleyin. İnce kısmını kullanırsanız havuç parçaları kekin içinde hiç farkedilmeyecek bir hale geliyor. Fotoğraflarda da gördüğünüz gibi kekin içinde havuç olduğunu anlamak imkansız. Bu yüzden biraz damağa havuç tadı gelsin diye kalın kısmıyla rendelemenizi tavsiye ediyorum.
-Oda sıcaklığındaki yumurtaları azıcık tuzla krema kıvamına gelene dek çırpın (5-6dk).
-Şekeri ilave edip birkaç dakika daha çırpın.
-Sıvıyağ ve sütü ekleyip birkaç kez karıştırın.
-1 su bardağı unu bir kaba eleyin. Üzerine tarçın, kakao, kabartmatozu ve karbonatı ilave edip elinizle harmanlayın.
-Kuru karışımı sıvı karışıma üç ayrı seferde ekleyip mutlaka tahta kaşık kullanarak homojen bir karışım elde edin.
-Son olarak iri çekilmiş fındık ve rendelenmiş havucu elinizle sıkıp suyunu çıkararak kek hamuruna ekleyin.
-Bu aşamada yetersiz gelirse 2-3 yemek kaşığı daha un ilave edip son kez karıştırın ve yağlanmış kalıba boşaltın.
-175 derecede ısıtılmış fırında 30 dakika kadar keki pişirin.
Benim yaptığım gibi keki pulla renklendirmek yerine
köpük krema veya
ev yapımı çikolata sosu kullanarak servis edin. Oldukça dolu bir dokusu olan ve çok besleyici bir kekiniz oldu. Hadi yanına filtre kahve yapıp kimlere
mektup göndereceğinizi düşünmeye başlayın. Ben listemi oluşturdum bile :)
Leylak