Ben diyeyim 9 , siz deyin 10 yıllık fotoğraflarla bir yazı getirdim bugün size. Geçtiğimiz günlerde manavda Brüksel lahanalarını görünce aklıma geldi bu tarif. Bursa'da Trabzona'a kıyasla daha kolay ulaşılabilir bir sebze olduğu için çeşit çeşit salatasından zeytinyağlı yemeğine, kremalı sotesine kadar pek çok çeşidini yapardım. Ama burada çok nadiren bulabildiğim için yalnızca brokoli, karnabahar ve havuçla hazırlanmış karışık salatasını yapıyorum. Mesela bu fotoğrafta tek başına onlardan bir salata yapmışım ki büyük lüks :)
Ben çocukların bu minik lahanalar salatada hoşlarına gider ve severek yerler diye düşündüm ama Como ve benim dışımda Brüksel lahanasına çatal uzatan çıkmadı. Kilosunun 15-20 lira olduğunu düşünürsek çok üzüldüğümü söyleyemeyeceğim :) Onlar , bağını 2 liradan aldığım kara lahananın sarmasını hüpletmeye devam edecekler artık :)
Malzemeler :
200 gr Brüksel Lahanası
1 orda boy havuç
4 diş sarımsak
1 limonun suyu
2 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz
Yapılışı :
-Brüksel lahanalarının dış yaprakları hasarlı ise koparıp temizleyin. Lahanaları yıkayıp süzün.
-Havucu ince ince doğrayın.
-Derin bir tencereye kaynar su koyun. Üzerine metal bir süzgeç oturtun. Lahanaları ve doğranmış havuçları biraz tuzlayıp süzgece alın. Süzgecin içine girebilecek bir büyüklükte kapat kapatıp ocağı açın. Yüksek ateşte fokurdayan suyun buharı ile lahana ve havuçları pişirin.
-Pişen sebzeleri yine süzgeçle birlikte soğumaya bırakın.
-Limon suyu , dövülmüş 4 diş sarımsak ve zeytinyağını karıştırın.
-Sebzeleri salata kasesine alıp üzerine hazırladığınız sosu gezdirin. Brüksel lahanası salatasını soğuk servis edin.
Her türlü et-balık yemeklerinin yanına servis edilebileceği gibi tek başına da 1 öğünü doldurabilecek doyuruculukta ve besleyicilikte bir tarif getirdim size. İddia ediyorum ki ıspanağı çiğ yedikten sonra bir daha asla pişirip yemeyi tercih etmeyeceksiniz. İşte ıspanak salatası öyle bir lezzet !
Ispanak salatasını bir çok blogta görmüşlüğüm vardı. Fakat denemişliğim, sıfır ! Zaten ıspanak salatası hazırlayıp tadına vardıktan sonra biz artık ıspanak yemeği yapmıyoruz evde. 1 bağ ıspanağı alıyorum, ayıklayıp temizliyorum, yıkayıp süzüyorum. İyice süzülüp kuruyan ıspanakları kilitli dolap poşetlerinin içlerine yerleştirip ağızlarını sıkıca kapatıyorum. Salata yapacağım zaman biraz alıp temiz temiz kullanıyorum. Bu sayede tüm hafta boyunca ıspanak salatası yiyebiliyoruz :) Bazen sabah kahvaltısına bazen akşam yemeğine yapıyorum. Bazen de yanına hiç bir şey hazırlamayıp, tek başına bir öğün olarak tüketiyorum. Tarifin besleyiciliğinden söz etmeme gerek yok sanırım. Ama doyuruculuğuna muhakkak değinmeliyim. İçindeki ceviz, badem, zeytinyağı ve yeşillikler sayesinde oldukça doyurucu bir salata elde etmiş oluyorsunuz.
Malzemeler :
Yarım demet ıspanak
1 adet havuç
1 küçük kase ayıklanmış nar
4 adet ceviz içi
6-8 adet çiğ badem
1 kase dolusu parçalanmış roka-dereotu-maydanoz
1 tatlı kaşığı nar ekşisi
1 limonun suyu
2 yemek kaşığı zeytinyağı
Yapılışı :
-Ispanakları yıkayıp süzdürün. Elinizle iri parçalara bölün.
-Ceviz ve bademi elinizle bölün.
-Havucu küp küp doğrayın.
-Nar ekşisi, limon suyu ve zeytinyağını karıştırın.
-Dereotu-soka-maydanoz ve kalan tüm malzemeyi derin bir kasede harmanlayın.
-Servis tabağına alıp tüm et yemekleri yanında servis edin.
Yeşil mercimek salatasının besleyiciliği , doyuruculuğu , lezzeti çok az salatada vardır sanırım. Rengarenk oluşundaki albeni ile ilk olarak göze hitap ediyor olmasını da unutmamak gerek ! Oluşturduğu gaz konusuna gelince, biraz kimyon serperek bu sorunu çözebilirsiniz :)
Yeşil mercimekleri haşlayarak kullanacağız ama olabildiğince haşlama suyu artırmamak için sık sık kontrol edip gerekirse su ilave yapacağız. Böylece yeşil mercimekler haşlandığında tencerede hiç su kalmamış olacak, mercimeğin tüm besleyici özelliği de hopppp içerde duracak. Ben makarnayı da aynı usulde az su ile haşlayıp hiç haşlama suyu artırmıyorum. Mutlaka deneyin.
Malzemeler :
1 su bardağı yeşil mercimek
1 küçük kase haşlanmış mısır
2 dal taze soğan
2 adet domates
1 adet havuç
1 küçük kase doğranmış maydonoz+dereotu
Sosu İçin : 1 adet limon suyu , zeytinyağı , yarım çay kaşığı kimyon
Yapılışı :
-Yeşil mercimeği 2-3 saat önceden bir tencereye koyup üzerini geçecek kadar su ile doldurun ve bekletin. Böylece mercimekler şişecek ve daha kısa sürede pişecek.
-Şişen yeşil mercimekleri süzüp yıkayın ve tam üzerine gelecek kadar (üzerini geçmesin) su ile doldurup ocağa alın. Orta ateşte pişirmeye bırakın. Bu arada bir su bardağı kadar kaynar suyunuz olsun ki mercimekteki su azaldıkça gerekirse ilave edebilesiniz. Mercimeği 2-3 dk aralarla kontrol edip gerekirse az az kaynar su ekleyerek pişirin. Mercimekler ezilecek kıvamda olmamalı, hafif diri kalmalı.
-Taze soğanı ince ince kıyın. Domatesi iri dilimlere ayırın. Havucu rendeleyin.
-Haşlanan mercimekleri servis tabağına alın. Üzerine mısırları , dereotunu, taze soğanı, maydonozu ekleyin.
-Bir kasede limon suyu , zeytinyağı ve kimyonu karıştırıp salatanın üzerine gezdirin. Yeşil mercimek salatanız hazır. Yalnızca domates dilimlerini yerleştirip servis edin.
Şimdi şöyle bir semt pazarı düşünün. Pazara gireceksiniz, rengarenk sebzelerin, mevsim meyvelerinin yanında çeşit çeşit mantarlar. Böyle şekilleri garip, adları değişik, abuk sabuk ve ilgi çekici. Nasıl nefis nasıl güzel ? 'Gel beni pişir' diyor.
Evet, Bursa'dayken durum aynı böyleydi. Mevsimi geldi mi çeşit çeşit mantarlar görürdük pazarda. Kültür mantarı dışındaki mantar olduğunu orada öğrenmiş bulunuyorum ! Hoş, o zamana dek kültür mantarının da ormanda yetişen mantar olduğunu sanıyordum ya neyse :)
Yağmurlar yağıyor. En lezzetli mantarların zamanı şimdi. Semt pazarınızda bulabildiğiniz tüm güzel mantarları değerlendirin. Mantarın zamanı çabucak geçip gidiyor. Farklı çeşitlerde mantarlar bulamıyorsanız benim gibi, siz de kültür mantarı ile bir mantar sote yapın gitsin. Hatta bizim gibi önce mantar sote yapın, sonra bir tencere makarna haşlayıp ikisini aynı tencerede buluşturun. Alın size mantarlı makarna :) Geçtiğimiz haftalarda oğlumla yaptığımız mantarlı makarnanın fotoğrarını İnstagram ve Facebook sayfalarımdan paylaşacağım.
Afiyetle..
Malzemeler :
20-25 adet kadar kültür mantarı
1 orta boy soğan
2 adet yeşil biber
1 adet kırmızı biber
3 diş sarımsak
1 tatlı kaşığı domates salçası (tercihen)
3 yemek kaşığı sıvıyağ
Yapılışı :
-İlk olarak mantarları yıkayıp derin bir kaseye alın ve
üzerine ılık su döküp 5-10 dk bekletin.
-Mantarların dış zarlarına parmağınızla nazikçe ovarak soyun
(veya akan suyu altında elinizle hafifçe bastırarak mantarların dış yüzeyini
temizleyin.
-Yıkadığınız mantarları temiz bir mutfak bezinin üzerine
alıp kurulayın.
-Soğanı soyup piyazlık doğrayın.
-Yeşil ve kırmızı biberleri ince ince dilimleyin.
-Mantarkları enlemesine iri iri doğrayın (fotoğraftaki gibi)
-Tavayı kızdırıp sıvıyağı tavaya alın, üzerine doğranmış
soğan ve rendelenmiş sarımsakları ekleyip hafif pembeleşe dek kavurun.
-Biberleri ilave edip kavurmaya devam edin. Eğer salça
eklemek isterseniz (ki ben mantar soteyi salçasız severim) bu aşamada salçayı
ekleyip kavurun.
-Son olarak dilimlenmiş mantarları ekleyin. Ara ara
karıştırarak mantarların pişmesini sağlayın. ASLA TAVANIN ÜZERİNE KAPAK
KAPATMAYIN. Çünkü mantar, zaten bünyesinde bolca su barındırdığı için
sulanacaktır, kapağı kapatmanız halinde su buharlaşamaz. Çok sulu ve lezzetsiz
bir mantar sote elde etmiş olursunuz.
-Kavrulan mantarların üzerine tuz , karabiber ilave ederek mantar soteyi servise hazır hala
getirin.
Bu yazıyı 26 Ocak gecesi hazırlamıştım. Niyetim, 27 Ocakta yayına almaktı. Ama süt kokulu oğlum 27 Ocak günü dünyaya teşrif edince, takdir edersiniz ki oldukça yoğun günler yaşayınca, yazı da tarif de unutuldu gitti. Hoş, son 19 gündür oğlum dışında hatırladığım pek bir şey yok hayatımda :)
Yahya Kemal , 40. hafta kontrolümde suyunun azaldığının öğrenilmesi üzerine, annesinin de suni sancıyı reddetmesi münasebetiyle spinal sezeryanla dünyaya geldi. Aman yarabbim spinal ne kadar güzel bişeymiş. Her şey harika geçti. Oldukça kötü başlayan o pazartesi günü, harika ama yorucu bir şekilde son buldu. Akşam 19:52'de Yahya Kemal'in ameliyathaneyi çınlatan sesini duydum. Bu mucizeyi yaşayan her kadın gibi o an 'bu benim oğlum mu?' deyip göz yaşlarımı salıverdim. En akılda kalıcı olan yanı, ameliyat ekibinden birinin 'kocaman ağzı var' deyişi oldu . Ben de yetiştirdiğim arkasından 'aynı annesi' :)
Gerçekten de bana fazlaca benziyor. En sevdiğim yanlarını da babasından almış, minicik bir burun, iki yanakta gamzeler... :)
Anneliğin ilk günleri benim için çok zor geçti. Bunun ayrıntılarına daha sonra başka bir yazıda girmek istiyorum. Doğum yapacakların aklında bulunması gereken şeyler var, beni bu konuda uyaran biri olmuştu, Nisacan. Onun uyarılarını hep hatırladım. Psikolojik olarak çok ağır bir süreç ama neyse ki uzun sürmüyor. Ne zaman ki normal hayata dönmek için gayret sarfediyorsunuz, o zaman o beyninizdeki yük azalmaya başlıyor.
Şimdi 19 günlük olduk. Artık normal hayata döndük diyebiliriz. Uyku saatlerimiz, beslenmemiz, banyomuz her şey düzene girdi. Ya da biz alıştık bilemiyorum :) Uyku konusunda en fazla 2 saat araklıksız uyuyabiliyorum. Ama vücut ona da alışıyor zamanla ve daha fazlasına ihtiyaç duymuyorsunuz. Kısacası bizde her şey yolunda.
Ayrıntılara daha sonra girmek sözüyle şimdi mis kokulu oğlumun yanına gidiyorum :) Siz de karnabahar kokusuyla idare edin :)) Öperiz
Malzemeler :
1 orta boy karnabahar
2 adet yumurta
3 silme yemek kaşığı un
1/2 çay bardağı süt (kullanmayabilirsiniz)
300 gr yoğurt (1 büyük kaseye denk geliyor)
2 diş sarımsak
Dereotu , pul biber, tuz, haşlamak için su
Yapılışı :
-Öncelikle karnabaharları dal dal ayırıp yıkayın. Bir tencereye yarıya kadar kaynar su doldurup üzerine metal süzgeç yerleştirin.Süzgecin üzerine karnabaharları yerleştirip biraz tuz serpin. Karnabaharların üzerini tam kapatacak bir kapak örtüp orta ateşte 8 dk kadar haşlayın.
-Yoğurdu çırpıp sarımsakları döverek karıştırın.
-Yumurta ve sütü iyice çırpın , unu ilave edip un kaybolana dek çırpmaya devam edin.
-Haşlanan karnabaharları yumurtalı sosa tek tek batırıp kızgın yağ içinde her bir çiçeği önlü-arkalı kızartın.
-Kızarttığınız karnabaharları kağıt havlu üzerine alıp fazla yağını çektirin.
-Soğuyan karnabaharların üzerine yoğurtlu sosu yayıp incecik kıydığınız dereotunu yayın, pul biber serpin.
Balığın cennetinde yaşar, her daim en taze ve en ucuzuna erişebilecek bir memlekette olur ve hiç balık tarifi vermem. Üstelik haftada 1-2, bazen 3 kere de balık pişiririm (pişiririz, daha doğrusu Comolocco pişirir ben yerim!). Buna rağmen 4,5 yıllık Kahve Dükkanı'ndaki tek balık tarifi Somon Filetodur. O da bizim neredeyse hiç alışkın olmadığımız bir balık !!!
Hamsi, palamut, mezgit, çupra, onlar yoksa istavrit...Hiç birine hayır demez löp löp mideye indiririz. Pişirmesi bu kadar kolay ve yanına salata dışında hiç bir şey istemeyen bir besin varken, bol bol yememek olmaz tabii ! Bu kez yalnızca biz yemedik, Comolocco öyle güzel pişirdi ki tarifini verelim, başkaları da faydalansın dedik. Başka eşler de görsün, evlerinin kadınlarına, ömürlerinin baharlarına, çocuklarının analarına, sevdiceklerine şu lezzeti kendi elleriyle yapıp tattırsınlar istedik. Nasıl ? Biraz olsun gaza gelirler mi ki !
Balık sofralarında salata alternatifleri neler olabilir ?
Öncelikle bizim en sevdiğimiz salatadan başlayalım. Biz balık sofrasında en çok mor lahana salatasını seviyoruz. Yapımı şöyle ;
Mor lahanayı yıkayıp ikiye bölün.Keskin bir bıçakla lahanayı ince ince dilimleyin.
Kapağı olan derin bir kabın içine lahana dilimlerini alın. Üzerine 1 adet limonun suyunu sıkın, biraz tuz serpip elinizle mor lahanayı bir kaç dakika ovun.
Kabın kapağını kapatıp buzdolabında bir kaç saat, eğer bu mümkün değilse en az 15-20 dk bekletin.
Servis tabağına alıp üzerine zeytinyağı gezdirin.
Balık sofralarında keyifle yediğimiz bir diğer salata da roka salatası. Yapımı şöyle ;
Yarım demet rokayı 1 yemek kaşığı sirke eklediğiniz suda 5 dk bekletin.
Sirkeli sudan rokaları çıkarıp yıkayın ve elinizle bir kaç parçaya ayırarak servis tabağına alın (mümkünse bıçakla doğramayın).
1 adet limonun suyunu sıkıp rokaların üzerine gezdirin. Dilerseniz üzerlerine iri parçalara ayrılmış ceviz, iri doğranmış turp ve dilimlenmiş limon sıralayın.
Balık yemeklerinin yanında Trabzon'da en çok tercih edilen sebzeyse maruldur. Onun tarifini de mi vereyim yahu ? Marulu ince ince dilimleyip bol kırmızı soğan ve limon suyu ile servis edin olsun bitsin.
Tarifi okuduktan sonra gerek sosyal medyadan, gerekse bilgisayar başına çağıraraktan eşinize tarifi gösterip , bunun tam bir erkek işi balık tarifi olduğunu söyleyip yarına levrek siparişi vermeyi ihmal etmeyin ! İkna etme çabası içine girecek olanlara çok çok kolay gelsin :)
Malzemeler ( 2 Kişilik) :
2 adet güveç
1 adet büyük boy deniz levreği
1 adet kırmızı soğan
Yarım havuç (ince halkalar şeklinde doğranmış)
2 adet domates (küp şeklinde doğranmış)
3 diş sarımsak (ufak doğranmış)
3 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz, karabiber
Yapılışı :
-Levreği temizleyip yatay olarak ikiye ayırın. Ya da balıkçıya söyleyin, o profesyonel elleriyle kendi yapsın.
-Levreğin kesili yüzeyi alta gelecek şekilde güvece yerleştirin.
-Domatesleri zeytinyağı, tuz , karabiber ve sarımsakla harmanlayın. Bu harcı levreklerin üzerine paylaştırın. Domatesi dilimlerken akan suyunu mutlaka balıkların üzerine gezdirin.
-İnce halkalar şeklindeki havucu domateslerin üzerine dizin.
-Soğanı halka şeklinde doğrayıp havuçların üzerine sıralayın.
-Güveçleri alüminyum folyo ile sıkıca sarın.
-Tercihen odun fırınında veya 200 derecede ısıtılmış fırında 30 dakika kadar pişirin. Süre sonunda folyoyu açıp soğanları kontrol edin, soğan pişmişse balık da pişmiş demektir :) NOT :Folyoyu dikkatlice açın. Güveci sallamamaya özen gösterin. Zira güvecin içindeki sebzelerin saldığı o lezzetli su akıp gidebilir !
Trabzonlularda turşu kavurmasının yenmediği bir öğün yoktur. Kahvaltı, öğle çayı, misafir geldiğinde salata niyetine, gece yatmadan önce acıkınca (yok daha neler !)... Bizim ısrarla bu kadar çok sevdiğimiz bir şeyin lezzetsiz olabileceğini iddia edemezsiniz. Baştan tedbirimi almışım ben, okuyacaksın artık tarifi, mecbuuurrrr !
Bir sofrada turşu kavurması varsa mutlaka yanında haşlanmış (mümkünse odun sobasının fırınında pişirilmiş) patates ve mısır ekmeği de vardır. Ha eğer yoksa bu ev sahibinin üşengeçliğinden veya sizi bir an önce başından savma isteğindendir (vuruyorum yerden yere). Hatta bizim öyle bir menümüz var ki başka hiç bir yerde bu kadar absürt şeylerin yan yana gelmesiyle böyle lezzetli bir sofra kurulamaz ; hamsi buğulama, haşlanmış patates, turşu kavurması, mısır ekmeği...Yazın hamsiyi nerden buluyorlar diye aklınızdan geçiriyorsanız onu da kışın bidonlara tuzlayarak saklıyoruz (Bir nevii Uzak Doğu ülkelerindeki gibi).Sanırım bu sebeple burada mide kanseri vak'aları bu derece yüksek !
'Trabzonlular Ne Yer ?' yazı dizisini yazmaya karar verdiğim günlerde okulda kermes düzenlemiştik. Velilerin gönderdiği yemekleri masaya dizerken ne kadar çok turşu kavurması olduğunu farkedip bu yazı dizisinde mutlaka turşu kavurmasının olması gerektiğine kanaat getirmiştim (en alt fotoğraf kermesteki turşu kavurmalarından bir görüntü). O gün bugündür turu kavurması hazır edilip , fotoğraflanıp, bekletilmekteydi. Zira Susamlı Kurabiye, Yulaf Ezmeli Kurabiye, Haşhaşlı Çörek, Mozaik Pasta derken caanım turşu kavurmasına bir türlü sıra gelemedi. Facebook'ta paylaştığım Bol Portakallı Çikolatalı Kek konusunda ne kadar baskı alırsam alayım yılmadım, 'önce turşu kavurması' deyip sırayı ona verdim. Yoksa küsecekti be !
Son günlerde bazı bloglarda gördüğüm bir alışveriş sitesi var ki muhakkak sizin de ilginizi çekmiştir. Çekmiştir de girip incelemiş misinizdir onu bilemem. Böyle yazılar genelde benim ilgimi hiç çekmez ve açıp okusam da verilen linki tıklamam. Ama kuponsihirbazı'nın adı bana çok enteresan geldi. Bildiğim hiç bir alışveriş sitesinin ismiyle benzerlik göstermiyordu. Rastladığım yazılar da yeterince açık bilgiler vermeyince girip sitenin ne olduğunu kendim görmek istedim. Ayrıca, bir çok kişinin lafını ettiği bir konuda iki kelam etmesem mümkün değil duramazdım !
Kuponsihirbazı değişik bir site. Size, internette alışveriş imkanın sunan markalarla ilgili indirip kuponu sağlamaktan ibaret. Başka alışverişle hiç bir bağlantısı yok. Ama indirip kuponlarına baktığınızda çok avantajlı teklifler var. Misal, benim şuan Modagram'da 50 TL alışverişe 20 TL indirip çeki veren bir kuponum var. Özellikle benim gibi Mudo'nun kombinasyonlarını çok beğenen ve mutfak aksesuarlarına bayılan biriyseniz Mudo ile ilgili bir çok indirip kuponu var. Benim de onlarda gözüm var !!! Tabii önce kuponumla bu babetleri almam lazım (Sonra da bunların üzerine bir pelerin dikmem lazım. Evet, elimi evdeki dikiş makinesine sürebildim nihayet !)
Önce gelin benim turşu kavurması hikayemi okuyun. Sonra benim 'Trabzonlular' diye tutturduğum bu tarifi, eğer kendi memleketlerinizde de yapıyorsanız bana bir yorum bırakıp beni düzeltin. Sonra alıp başınızı kuponsihirbazı'na gidebilirsiniz, benim için sakıncası yok...
Gevezeliklerle başlayan bir cumartesi sabahı yazısının daha sonuna geldik. Comolocco benden sıcakcık demlenmiş çay bekler, kızarmış tereyağlı ekmek bekler, tahin-pekmez bekler, minzi kavurması, zeytin, domates bekler (Bunları bekleyenin inceden inceye ben olduğumu anladığınız değil mi ?). Sonra da bu bol güneşli Trabzon havasından gezmek bekler. Bekleyenleriniz bol olsun gençler ...
Malzemeler (2 Kişilik) :
2 çorba kasesi turşu (tercihen fasulye turşusu)
1 orta boy soğan
1 tatlı kaşığı salça (ben acı biber salçası kullanıyorum)
3 yemek kaşığı sıvıyağ
Yapılışı :
-Turşuyu eğer tuzlu ise 1 gece önceden suya koyup tuzu çıkana dek bekletin.
-Kullanacağınız turşu her neyse önce suyunu sıkarak süzüp ardından yarım parmak uzunluğunda dilimlere ayırın (fasulye, lahana, havuç, domates ne varsa hepsini).
-Soğanı piyazlık doğrayın.
-Orta ayardaki ocakta sıvıyağı kızdırıp soğanı bir kaç dakika kavurun (mümkünse bakır tencerede). Salçayı ilave edip bir kaç dakika daha sürekli karıştırarak kavurun.
-Dilimlediğiniz turşu sebzelerini soğana ilave edip sebzelerin her yerine salça ve yağ bulaşana dek karıştırın. Tencerenin kapağını kapatıp ocağı en kısık ayara getirin. Gerekiyorsa tuz ilavesi yapıp 10 dk kendi buharıyla kavrulmasını bekleyin. Eğer süre sonunda turşudaki sebzeler hala biraz sertse bir kaç dakika daha yine kapağı kapalı olarak pişene dek bekletin.
-Kavrulan turşuyu haşlanmış patates ve çayla beraber afiyetle yiyin.
Alt fotoğraf, turşu kavurmasının iki farklı çeşidine ait. Fasulye turşusu ve beyaz lahana turşusu ile yapılan turşu kavurmaları.
Aralık, benim doğduğum ay... Ve ben, bu en sevdiğim ayla ilgili çok güzel sözler hazırlamıştım buralara dökmek için. Son günlerin telaşından , 'Hoşgeldin Aralık' yazısını yayınlamak ayın başına da ortasına da kısmet olmadı. Belki ayın son günlerine bam başka bir yazı hazır eder yayınlarım 'Güle güle Aralık' diyerek...
Kuskus salatasını çok severim. Ama benim gönlüm yoğurtlanarak servis edileninden ziyade, bu mor suyun rengini içine çekmiş, bol kış sebzeli olanından yana. Hem çok besleyici, hem de pek bir lezzetli olduğu için çok sık yaptığım bir salata çeşidi bu. O sebepledir ki içine ne girerse daha lezzetli olur veya tadını bozar gayet iyi biliyorum. Mesela bu salatanın içine limon suyu koymadığınızda oluşan tadın, tarladan koparıp yiyeceğiniz ottan hiç bir farkı kalmıyor ! Mor lahanasız da hiç bir kıymeti yok...
İçinde mutlaka bulunması gerekenler olduğu gibi içine girmemesi gereken şeyler de var. Örneğin dilimlenmiş salatalık ve özellikle de dilimlenmiş domates kuskusun tadını bozuyor. Eğer domates kullanacaksanız mutlaka cherry olanları tercih edin ve dilimlemeyin. Ayrıca, olabildiğince az kullanın.
Aynı şekilde marul da yine kuskusun içinde anlamını yitiren sebzelerden. İlave etmeyin, çok gereksiz !
Kısacası buzdolabında havuç, mor lahana, limon ve dereotu varsa sebzeli kuskus salatası yapıp afiyetle yiyebilirsiniz. Tadı ,10 olmasa da 9 puanı hakeder nitelikte olacaktır. Kalan 1 puan mı ? O da haşlanmış mısırın hakkı :)
Malzemeler (3 kişilik) :
1 su bardağı kuskus makarna
1 avuç cherry domates
1 adet havuç
Orta boy mor lahananın yarısı
1 çorba kasesi haşlanmış mısır
1 çorba kasesi maydonoz + dereotu
2 adet limon
3 yemek kaşığı zeytinyağı
Yapılışı :
-Kuskusu , üzerini örtecek kadar suda, tuz ve yağ ilave ederek haşlayıp süzün. Üzerinden soğuk su geçirip sürekli plastik bir kaşıkla karıştırarak soğutun ki birbirine yapışmasın.
-Haşlanan ve soğuyan kuskusu zeytinyağı ile karıştırıp servis tabağına yayın.
-Mor lahanayı incecik dilimleyip derin bir kaseye alın. Üzerine 1 limon suyu ve biraz tuz ilave edip iyice ezin. Kuskusun üzerine, suyunu da unutmadan mor lahanayı yayın.
-Havucu rendeleyip servis tabağına alın.
-Maydonoz ve dereotunu doğrayıp havuçların üzerine yayın.
-Haşlanmış mısırı da ekleyip tüm malzemeyi harmanlayın.
-Salataya , kalan limonu da sıkıp cherry domateslerle süsleyin.
Şimdi bazılarınız abarttığımı düşünebilir. Yazları sofranıza gelen yoğurtlu, hıyarlı, kıytırık bir mezenin ne kıymeti olabilir ki !
Hah işte ben öyle düşünmüyorum. Ya da en azından bu yaz, Trabzon'da hissedilir sıcaklığın 35'i bulduğu günlerde cacığın kıymetini anladığımdan beri öyle düşünmüyorum diyelim... Pişim pişim piştiğimiz o sıcaklarda şu mübareğe öyle bir sarıldım ki iftar vakti cacık kasesine sarılıp öpesim geliyordu.
Her ne kadar Yunan kardeşlerimiz 'Ohi !tzatziki bizimdir' deseler de ben cacıktan Türk mezesi olarak söz etmeyi, Türkçe yayın yapan bir yemek blog yazarı olarak daha uygun buluyorum. Neyse, rakı, baklava ve yaprak sarmasından sonra oluşan yersiz çekişmeye bir çomak da ben sokmayayım. Aynı topraklarda büyümüş insanların birbirinin yemek kültürünü sahiplenmesi yalnızca bana mı bu kadar doğal geliyor !
Serin Eylül'ü, serin bir tarifle karşılayın. Buyrun , zeytinyağı üstünde bir meze hikayesi :
NOT : 200. tarife karar verdim, kullanılacak aparatlar-malzemeler hazır. Bu ay içerisinde 200. tarif için birkaç hediye etkinliği gerçekleştirmeyi planlıyorum. Hediye çekilişlerinin sonucuyla beraber 200. tarif yayında olacak. Eylül ayı benden sizlere bol hediyeler getirecek. Takipte kalın ;)
Malzemeler (6-7 porsiyon için) :
1 kg yoğurt
2 adet taze salatalık
1 çay bardağı soğuk su
1 tatlı kaşığı dolusu nane
3 yemek kaşığı zeytinyağı
4 diş sarımsak
Yapılışı :
-Yoğurdu derin bir kaseye alıp çatalla çırpın. İçine soğuk suyu ekleyip pürüssüz bir kıvam elde edene dek karıştırın.
-Salatalıkları soyup, minik küpler halinde doğrayın.Rendelemeyin.
-Sarımsakları doğrayıp yoğurda ekleyin.
-Doğradığınız salatalıkları yoğurda ilave edin.
-1 tatlı kaşığı naneyi de yoğurda ekleyip tüm malzemenin birbirine karışmasını sağlayın.
-Kalan naneyi cacığın üzerine serpin.
-Zetinyağı cacığın üzerine gezdirip bıçağın ucuyla şekiller verin. Zeytinyağının yoğunluğu cacığınkinden az olduğu için cacığın üzerinde çok kolay şekle giriyor, kendinize güveniyorsanız portre bile çalışabilirsiniz ;) Hazır hale gelen cacığı servise kadar buzdolabında dinlendirin.
Bugünlerde çok naif bir insan oldum. Eski hovardalıklarımı bir kenara koydum ve sakince etrafımda olan bitenleri izliyorum. Meğer insanoğlu ne kadar çabuk telaşeye kapılabilen , kendine vakit ayırmaktan ne kadar aciz bir varlıkmış ...
Geçen pazar şu saatlerde evin altını üstüne getirmiş deli gibi temizlik yapıyordum. Bu pazar evin doğal olarak
altı üstüne geldiği halde ben kılımı yalnızca çay içmek , bardağıma çay doldurmak , müzik kutumdan şarkı seçmek ve şuan bu yazıyı yazmak için kıpırdatıyorum ...
"Ne yani 'naif insan' yalnızca temizlik yapmaktan vazgeçen midir ?" demeden önce okumaya devam edin. Eğer öyle olsaydı ona 'naif' değil 'pis' insan derdiniz :)
Bugünlerde öyle herşeyi dinleyemiyorum mesela. Deli Anne'de keşfettiğim , iki gündür art arda onlarca kez dinlediğim , her dinleyişte daha bir sakinleştiğim The Honey Trees - Moon River favori müziğim oldu diyebilirim. Onun öncesinde birkaç gün Zaz'ın Dans ma rue şarkısını hayat felsefesi edinmiştim. Ve tüm bu şarkıların arasından eşimle birlikte hiç vazgeçmeden hergün 3-5 kez dinleyip evin her köşesini onun sesiyle doldurduğumuz Back To Black dingin ruhumun bir diğer kanıtı...
Buzdolabında yemek haline getirilebilecek bir sürü mevsimlik sebze varken ben onları pişirmek yerine elime alıp yere döke döke yiyorum. Hatta uzun uzun süslü kahvaltılar hazırlamaktansa birkaç parça ekmeği peynir, domates ve yumurtayla şenlendirdiğim basit kahvaltıları tercih ediyorum. CİDDİYİM !!!
Hepinizin evinin bir duvarını kaplayan o kara kutuyu açmıyorum. Kitap okumuyorum , yalnızca fotoğrafları bol dekorasyon dergilerine göz atıyorum. Yazılarını bile okumaya üşeniyorum.
Kahve içmiyorum , süt daha basit ve sakinleştirici geliyor bana. İçine biraz bal ve zencefil eklemeyi ihmal etmiyorum. Birileri ayıklarsa eğer kaşıkla nar yiyorum. Elma bile çok yorucu geliyor ; soy , temizle , dilimle.... gerek yok !
Pijamalarımı giymeden ev eşofmanlarımla uyuyorum. Birkaç gün hiç rahatsız olmadım bundan ama bu gece biraz huzursuz uyuduğumu söylemeliyim. HÂLÂ CİDDİYİM !!!
Sonuç ; ergenlik dönemindeki hayalperest lise kızları gibiyim. Sanırım nazar aldım , acilen kurşun döktürmem gerek ... ÇOK CİDDİYİM !!!
Hayalperest demişken , şunu dinlemiş miydiniz ? Bu da bir naiflik göstergesi olabilir :
Ben öyle Edebiyat dersinde kompozisyon yazar gibi giriş-gelişme-sonuç sıralamasına dikkat edebilen biri değilim, sebebi en son söylemek huyumdur. Sanırım bugünlerde biraz hastayım. Ya da eşim önümüzdeki günlerde Trabzon'a yerleştikten sonra birkaç ay yalnız kalacağım için biraz huzursuzum. Yalnızlığa alışmaya çalışıyorum. Yemek yapmamam , kahvaltıyı geçiştirmem , kahve içmemem , evi temizlememem hep bu yüzden...Kendini iyi tanıyan biri olarak çok yakında eski gürültücü , hızlı hayatıma geri döneceğimi söyleyebilirim. O zamana dek hafif şeylerde idare edin.
Buyrun , sakin bir günün ürünü sebze salatası hikayesi ;
Malzemeler (İki porsiyon) :
10 adet cherry domates
10 dal taze nanenin uc kısımları
1 avuç (Çeyrek demet kadar) maydonoz
8 dal taze soğan
Yarım demet tere
1 adet havuç
2 adet turp
1 kase ince kıyılmış mor lahana
1 adet limonun suyu ve dış kabuğu
Yapılışı :
-Tüm sebzeleri yıkayın. Havuç ve turbun dış kabuğunu soyun ve rendeleyin.
-Mor lahanayı yıkayıp incecik kıyın.
-Lahanayı bir kaseye alıp üzerine 1 adet limonun suyunu sıkın ve bir çay kaşığı ucuyla tuz koyun. Birkaç dakika böyle beklettikten sonra elinizle lahanayı iyice ezin.Çıkan su işte tam bu renk olacaktır . Suyu salatada kullanacağımız için sakın dökmeyin !
-Mor lahanayı , rendelenmiş havuç ve turbu salata kasesine alın. Üzerine elinizle birkaç parçaya ayırdığınız tereyi , maydonozu ve domatesleri ilave edin. Yeşil soğanı doğrayıp tüm sebzeleri harmanlayın
-Suyunu çıkardığınız limonun dış kabuğunu ince ince doğrayıp sebzelere ekleyin.
-Taze nanenin uç yapraklarını koparıp salataya ekleyin.
-Son olarak mor lahananın limonlu ve tuzlu suyunu salatanın üzerinde gezdirin. Dilerseniz zeytinyağı ekleyip salatayı servis edin.
-Yanında kızarmış ve tereyağ sürülmüş ekmek dilimleyile çok lezzetli oldu, benden önermesi :)
Bugün okulun ilk günü olmasına , 2 ayın ardından topuklu ayakkabılarla ilköğretim haftası etkinliklerini kutlamak için saatlerce ayakta kalmama (ki protokolü tanımayan bir protokol karşılama görevlisiydim bugün, emniyet müdürü diye müdürün korumasına hoşgeldiniz dedim, o kadar yani !) , yeni sınıfıma kitap dağıtırken afakanlar geçirmeme , yarın dersim olmadığı halde yarın için okulda bana nöbet görevi yazılmasına , eve gelene dek zonklayan ayak parmaklarıma rağmen bugün çok heyecanlı bir gündü benim için . Yo yo öğrencilerimle karşılaşmış olmanın verdiği bir heyecan falan değildi bu. Zaten aynı mahallede olduğumuz için sıklıkla karşılaştık tatilde onlarla. Heyecanımın sebebi başka. Ama şimdi birkaç gün geriye gidelim :
17 Eylül akşam üzeri saatllerinde , içinde bir birinden farklı onlarca konu ile ilgili muhteşem bilgilerin , harika tariflerin (ki Pudra Şekeri Pantolu Nişastalı Kurabiye denemem Pembe Rehber'dendir) paylaşıldığı Pembe Rehber 'in "Cupcake Aşkı" hediye blogspot teması yazısıyla karşılaştım. Tema , ilk yorum gönderene hediye gidecekti. Yazı gönderi saatinin üzerinden biraz geçmiş olması sebebiyle temanın çok hoş olduğuna ancak benim bu hediye kaçırmış olduğuma dair bir yorum yazdım.
Birgün sonra e-posta kutumu kontrol ederken "Temaya ilk yorum bırakan sizsiniz :)" konu başlığıyla bir mail geldiğini gördüm. O postayı okuduğum an yaşadığım mutluluk bende bırakın pazartesi sendromunu üzerimde ne kadar yorgunluk ve stres belirtisi varsa hepsini aldı götürdü. Birkaç haberleşmenin ardından bugün sabırsızlıkla beklediğim bloğumun yeni temasına kavuştum. Okuldaki ultra stresli günün ardından şuan kendimi kuş gibi hafif , heyecanlı ve mutlu hissetmemin sebebi Pembe Rehber'den kazandığım işte bu hediye :)
Bu temayı hazırlayıp , hediye etme cömertliğini gösteren , benim heyecanıma gülümseyerek karşılık veren Pembe Rehber bloğunun yazarı Bengü Hanıma sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum.Eğer siz de böyle güzel bir tema istiyorsanız ya gözünüz kulağınız hediye gelebilecek tema ihtimaline karşı Pembe Rehber'de olacak ya da Bengü Hanıma bir e-posta gönderip iletişime geçeceksiniz bir zahmet (Bu konuda şansımdan ötürü üzerimdeki rahatlık hissediliyor sanırım ;))
Şimdi benden bir teşekkür de , bu börülceleri temizleyip , haşlayıp poşetledikten sonra bana ikram eden Deniz'e gelsin. Arkadaşlarımız Denüz & Ümit'le ilgili son yazımının üzerinden epey bir zaman geçmiş. O dönem yaptığım ve berbat şekilde sonuçlanan bir kek macerasının birkaç saat sonrasında Ümit'in nasıl rahatsızlandığını merak edenler Çikolatalı Kepekli Kurabiye hikayesinden okumaya devam edebilir. Ben burda kötü şeyleri (beceriksizliklerim de denebilir:)) hatırlamak yerine Deniz'in annesinin Manisa'da ki bahçesinden toplanıp getirilmiş börülcelerden yaptığım ilk salatanın tarifinden bahsetmek istiyorum.
Karadenizli olduğum için Ege'de bolca tüketilen sebzeleri pek tanımıyorum. Börülceyi zeytinyağlı yemek olarak birkaç kez Bodrum'da kayınvalidemin ellerinden yemiştim. Ama hiç salatasını denememiştim. Yapılışı biraz bizim 'fasulye makarnası' dediğimiz Karadeniz Bölgesi'nde yaz aylarında sıkça yapılan bir çeşit mezeye çok benziyor. Tadında çok büyük farklılıklar olduğunu da söyleyemem zaten. Fasulye makarnası , fasulyeler haşlanıp süzüldükten sonra tereyağ ve sarımsakla birkaç dakika kavrularak oluşuyor. Börülce salatasında ise zeytinyağı ve sarımsak ile birkaç dakika kavurup soğuduktan sonra servis etmek söz konusu. Bilmeyenler hikayenin devamını okuyarak itinayla denesinler lütfen .
Buyrun , "Ege'den bir salata geldi" hikayesi :
Malzemeler (2 porsiyon) :
300-350 gr börülce
4 diş sarımsak
2 yemek kaşığı zeytinyağı
Dilerseniz 1 kase yoğurt
Yapılışı :
-Börülceleri temizleyip tuzlu suda yumuşayana dek haşlayın.Bu kısmı ben yapmadığım için ayrıntı veremiyorum.
-Haşlanmış börülceleri süzüp bekletin.
-Sarımsakları incecik kıyıp zeytinyağı ile birkaç dakika kavurun.
-Kavrulan sarımsaklara börülceleri ekleyip birkaç dakika daha kavurun.
-Börülceyi kaselere bölüp soğuduktan sonra dilerseniz üzerine yoğurt gezdirerek servis edin.
Kızartılarak tüketilen sebzeler içinde en tehlikelisi biber kızartması. Tabi bana göre aynı zamanada en lezzetlisi de o. Yani bir nevî aşık olup kavuşamama durumu gibi birşey. Hele taze demlenmiş çayın yanında kızarmış biberin ve üzerindeki domatesin saldığı suya ekmek batırıp yemenin tadı ne peynir-simit-domates üçlüsünde , ne kahve-kurabiye ikisinde var. Ha bundan daha lezzetli birşey arıyorsanız o da şu ola ki ; birgün dolapta bekleyip iyice soğumuş ve domates sosunu içine çekmiş biber kızartması...
Ben , 'sağlıklı beslenme' değil , 'çok sağlıklı beslenme' takıntısı olan bir mide fukarasıyım (Israrla kepekli veya tam buğday unu kullanmamdan , kepekli makarna pişirmemden , kremşanti gibi çok yağlı kremalardan uzak durmamdan , eti pek hazetmememden bunu anlamanız mümkün. Daha çözemediyseniz bir zahmet Diyet Tarifler kategorimi inceleyip kendi gözlerinizle görün.). Bu 'çok sağlıklı beslenme' çabam münasebetiyle nerdeyse 3-5 yıldır biber kızartması yemiyordum. Ama biberin en lezzetli olduğu , pazar tezgahlarında yan yana 4-5 çeşit biberin 'beni al' diye bağırdığı ağustos ayında nerdeyse tam bir biber kızartması şöleni yaşandı mutfağımda.
Pişirme yöntemlerinin en sağlıklıklarından biri ,besini sönmüş ateşle doğrudan temas etmeden pişirmektir. Sadece sağlıklı demek yanlış olur, aynı zamanda en lezzetli pişirme tekniklerinden biridir de diyebiliriz. Mangalın ateşi sönmeye yüz tuttuktan sonra , birkaç cm yüksekliğe bir tel yerleştirip üzerine sebzeleri dizerek pişirdiğinizde ,bu sebzeden yapılan yemeğin tadının çok daha lezzetli olduğunu farkedeceksiniz. Benim vazgeçemediğim tarifim közlenmiş patlıcanlı karnıyarık da tıpkı böyle ortaya çıkmış bir yemek. O günden beri her mangal yanışında , sönmek üzere olan ateşte birşeyler pişirmek alışkanlık haline geldi. Yalnızca patlıcanı değil , patatesi , domatesi , biberi , mısırı da bu şekilde közleyerek yemeklerde kullanmanız mümkün.
Bu kadar ateşte sebze közlemekden söz ettikten sonra sanmayın ki bu salata tarifimin sebzeleri ateşte közlendi.Hayır,maalesef....Evde mangal yakacak bir yiğit olmadığı zamanlarda sebzelerimi fırında közlemeyi tercih eden biriyim.İşte bu salata hikayem de böyle oluştu.Bir ramazan günü canım iftarda hafif birşeyler yemek istedi.Ben de çareyi patlıcan , biber ve domatesleri közleyip salata yapmakda buldum.Sonraları bunun közle pişirilenini de yemiş biri olarak benim tavsiyem , "közlenmiş sebze tariflerini deneyeceğiniz zaman hiç üşenmeyin , mangal ateşi kullanın , inanın buna değiyor" :)
Buyrun , biraz zahmetli bir salata hikayesi :
Malzemeler ( 2 kişilik ) :
4 adet kırmızı biber
2 adet domates
1 adet patlıcan
2 dal yeşil soğan
1 tatlı kaşığı sıvıyağ
Yarım limonun suyu
Yapılışı :
-Fırını 200 derecede ısıtın.
-Biberleri , patlıcanı ve domatesleri yıkayıp kurulayın.
-Fırın tepsisinin üzerine ızgarayı yerleştirip sebzeleri dizin.
-Fırında 10 dakika ön yüzleri kızardıktan sonra sebzeleri ters yüz edip 5 dakika da arka yüzleri kızarana dek bekletin.
-Fırını kapatıp birkaç dakika fırının kendi ısısında sebzeleri bırakın.
-Bir poşetin içine tüm sebzeleri koyup ağzını sıkıca bağlayarak 10dakika bekletin.Bu sayede sebzelerin dışı kolayca soyulacaktır.
-Poşette buharıyla beklettiğiniz sebzeleri soyup ince ince doğrayın.
-Salata tabağına doğranmış sebzeleri alın , üzerlerine ince kıyılmış yeşil soğanı ilave edin.
-Limon suyu,tuz ve zeytinyağıyla salata sosu hazırlayıp salatanızın üzerine gezdirin.
Sonunda "fecbook hayran sayfası oluşturma çılgınlığı"na ben de katıldım.İtinayla takip ettiğim birkaç yemek bloğunun facebook hayran sayfalarından sonra asla böyle birşey oluşturmayı aklımdan geçirmemiştim.Çünkü öyle güzel fotoğraflar,öyle hoş görüntüler paylaşıyorlar ki,benim sayfamda paylaşacaklarım onlarınkinin yanında gül bahçesinde çimen misali kalacaktı :) Ama sonra "bir yerden başlamak lazım" dedim ve kendi sayfamı açtım,yani KAHVE DÜKKANI'nı.Facebook KAHVE DÜKKANI için burayı tıklayıp sayfamda gezinmeye başlamanız yeterli :) veya blog sayfamın sağ üst tarafındaki Beğen butonunu tıklayarak da facebook sayfama ulaşabilirsiniz. Bu hayalin günün birinde gerçekleşmesi dileğiyle buyrun , facebooklu bir salata hikayesi :
Malzemeler :
1 adet kabak
2 adet havuç
1 su bardağı yoğurt
1 tatlı kaşığı mayonez
1 yemek kaşığı sıvıyağ
3 diş sarımsak
Yapılışı :
-Kabak ve havuçları rendeleyin.
-Rendelenmiş sebzelerden önce havuçları tavaya alıp sıvıyağla kavurun.Havuçlar suyunu bırakınca kabak rendesini de ekleyip tuz ilave ederek 5-6 dakika daha kavurmaya devam edin.Ardından sebzeleri soğumaya bırakın.
-Yoğurt,sarımsak ve mayonezle bir sos hazırlayın.
-Soğuyan havuç ve kabak rendesini servis tabağına alın.
-Üzerlerine yoğurt sosunu döküp,domates ve maydonozla süsleyin.
Bugün 1 Kasım, teorik olarak kışın başlangıcı .Doğanın kendini arınmaya , yenilenmeye , tazelenmeye hazırladığı günlerin ilki. Bu yenilenme doğada olur da insanı etkilemez mi hiç ? Ben de doğaya ayak uydurup , son 4 yıldır her kış kendimi bir yenilenme sürecine alırım. Bunun ilk adımı "kış detoksu" ve ben bu ilk adıma bugün başladım. Tahminen 5 veya sürdürebilirsem 7 gün devam ettireceğim. Sadece bedeni değil ruhu da bu süreçte arındırmak için tv,bilgisayar gibi her türlü gürültü kirliliğini de kendinizden olabildiğince uzak tutmanız şart. Yani bu tarifin ardından tahminen 5gün uzak kalmayı düşünüyorum. Lafı dolandırıp getirmeyi planladığım nokta burasıydı işte :)
Kış yenilenmesinin ikinci adımını ise bu yıl blogumu yenileyerek yaptım. Sürekli takipçilerim , sayfamdaki renk ve bannerdaki fotoğraf değişikliğini mutlaka fark etmişlerdir. Bloğumun daha sade , daha ayrıntısız , daha ferak olması için birkaç şeyi azaltıp renk tonlarını biraz hafiflettim. Anlayacağınız bundan sonraki ziyaretlerinizde daha aydınlık bir Kahve Dükkanı'yla karşınızdayım.
"Aman dikkat, mevsimi geçti geçecek" demeye hazırlıyordum kendimi. Bugün pazarda semizotundan eser göremeyince "tarifi yayına geç kaldım" dedim. Ama zaten sizin de eminim yazın bol bol hazırlayıp,en pratiğinden sofranızda yer verdiğiniz bir salatadır yoğurtlu semizotu. Yenilenmiş sayfamın tadına bakan ilk tarif olma şerefini kendisine vermemin sebebi yeşil ve beyaz oluşudur :) (Bu beyaz takıntım yeni evime taşındığımdan beri üzerime yapıştı. Evimin heryerini beyazlaştırma gayretimin , evime taşındığımda sanal alemime de yansıyacağını hiç tahmin etmemiştim.)
Daha önce Ekşili Semizotu Salata tarifimi yayınlamıştım. Bu ondan daha pratik ve daha hafif bir salata tarifi. Oldukça basit ve çabucak hazırlanabilir oluşu, bu semizotu salatasını daha çok tercih etmemin ilk sebebidir. Ayrıca pilav ve salataların yanında tüketilebilir olması da cabası. Velhasıl , ben salatayı da semizotunu da pek bir severim :)
Uzun lafın kısası , buyrun ferah bir blogtan , nefis bir salata hikayesi :
Malzemeler:
Yarım demet semizotu
1 kase yoğurt
2 diş sarımsak
Yapılışı:
-Semizotunun yapraklarını , saplarından ayırıp bol suda yıkayın (mümkünse 5dk sirkeli suda bekletin).
-Sarımsakları dövün ve yoğurda ekleyip çırpın.
-Semizotu yapraklarını salata tabağına alıp üzerine sarımsaklı yoğurdu gezdirin.
"Taşınıyorum,yokluğum bu yüzden" yazısını yazdığımdan beri,bloğumda şimdiye dek hiç almadığım kadar çok yorum aldım.Ve şunu farkettim ki,tariflere yorum bırakılmasıyla,takip edilmek arasında çok fark varmış :).....Bir blog yazarı daha ne ister ki.......
Hem okuldaki yoğun iş temposundan,hem taşınma telaşından ötürü bloğuma ne kadar ara verdiğimi,son güncelleme tarihine bakınca farkettim.Bu kargaşada hiç farkına varmamışım geçen sürenin,sizce de günler çabuk geçmiyor mu???
Tarif, blog kayıtlarımın içinde,fotoğraflanmış bekleyen bir salata tarifiydi.Yorumlarınızı okuduktan sonra hemen tarifime bir hikaye yazıp paylaşacak kadar bir canlılık buldum kendimde.Ama çok uzun süremedi bu enerji,zira 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamasından az önce döndüm,yani uzun edebi cümleler kurarak sizi sıkacak değilim :)) Efendim buyrunuz,yorgun bir blog yazarından,biraz zahmetli bir salata hikayesi :
Malzemeler:
1 büyük kaseyi dolduracak kadar doğranmış göbek marul
Yarım demet roka yaprakları
2 adet domates
1 adet havuç
1 küçük kase yoğurt
1 tatlı kaşığı mayonez
1 çay kaşığı çörek otu
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
Yarım limon suyu
Yapılışı:
-Göbek marulu temizleyin,yıkayın,doğrayın ve salata kasesinin ortasına yerleştirin.
-Havuçları rendeleyip göbek marulların üzerine koyun.
-Roka yaprakları ve domates ile salataınızı renklendirin.
-Yoğurda mayonezi ve çörekotunu ilave edip çırpın.
-Salataya zeytinyağı ve limondan hazırlayacağınız sosu dökün.
-Son olarak mayonezli sosu da salatanın üzerine gezdirin.
Semizotunun mevsimi artık yavaş yavaş geçmek üzere.Malum her şeyi zamanında tüketmeyi seven bir insanım,bu yüzden son semizotu günlerini iyi değerlendirmek istedim.İki gün art arda iki ayrı semizotu salatası denedim,bu yılki semizotu sezonunu böylece kapattım,zaten son porsiyonda tadının hafiften değişmeye başladığını farketmiştim.Siz de benim gibi son bir semizotu keyfi yapmak isterseniz bu salata değişik bir seçim olacaktır.Çünkü içinde sarımsak suyu var(!!!!!). Evet evet sarımsak suyu.Bazen arkadaşlarla öğle yemeğine gittiğimiz,şahane ev yemekleri yapan,küçük,mütevazı bir mekandan alıntıdır bu "sarımsak suyu" fikri.İlk kez orda yemiş ve sonra her gördüğümde "aa işte bu sarımsak sulu şeyden istiyorum" demiştim :)
Peki sarımsağın suyunu nasıl çıkaracaksınız ?? Sarımsağı ortadan kesip içindeki öz suyu salataya sıkmanız yeterli.Çok az akacaktır ama onun verdiği tad bile yeter.İsterseniz sıktıktan sonra elinizde kalan sarımsak dilimini domateslerin üzerine sürerek onlara da sarımsak kokusu verebilirsiniz.Sarımsakla çok barışık biri olarak bu bana gayet keyifli bir salata deneyimi oldu benim için.Umarım diğer "sarımsak severler"e de öyle gelir :)
Malzemeler:
Yarım demet semizotu
2 adet domates
1 adet salatalık
1 adet limon
4 diş sarımsak
Zeytinyağı
Üzüm sirkesi(tercihen)
Yapılışı:
-Semizotunu temizleyip yıkayın.
-Domates ve salatalıkları istediğiniz şekilde doğrayın.
-Semizotu,salatalık ve domatesleri salata kasesine alın.
-Sarımsakları ikiye bölüp suyunu semizotunun üzerine sıkın ve her bir sarımsak tanesini domates dilimlerinin üzerine sürün.
-Bol miktarda limon suyu ile zenginleştirin.Zeytinyağı ve sirke ile servis yapın.